Good Contents Are Everywhere, But Here, We Deliver The Best of The Best.Please Hold on!
Data is Loading...
Your address will show here 12 34 56 78
Blog, Genel, Özdüşünüm

Bir başarıdan bir satır, başarısızlıktan bir kitap öğrenebilirsin.

~Paul Brown

Buyazıyı aslında sizin için değilde gelecekteki Can için yazıyorum. Unutmasın diye, nereden geldiğini her zaman hatırlasın diye.

Çok geçmişe çakılıp, bağlanıp kalmamak lazım tabikide, fakat bazen hangi noktaların sizi nereye getirdiğini de unutmamalı insan. Çünkü ancak böyle içindeki masumiyeti her zaman koruyabiliyor, işte sanırım o noktada karşısına çıkan olay ya da kişilere içindeki insan ile karşılık verebiliyor.

C#’tan 5 Aldım

Bazen bazı şeylerin öyle olması gerekir.

C#’tan(Bir programlama dili.) 5 aldım, tabiki alacağım, öğrenciyim, bunları tabikide yaşayacağım. Zaten kağıt üzerine yazılan kodlardan çokta beklentim olmamalı. Yanımda Google olmadan fazlaca başarısız ve bilgisiz olduğum gerçeği var. Daha önce de Kimya’dan 1 almıştım. Hatta Almanca’dan da 1 almıştım, üniversitede yine seçmeli olan Germen(Almanca) dersini kendi tercihimle aldım, fakat bu sefer 1 almadım, devamsızlıktan kaldım 😀 Başarısızlık kıstasım değişse de hâlâ başarısızım 🙂 Dört defa aldığım derslerim var. Ziyadesiyle başarısız bir öğrenciyim. Ama iyi bir mühendis olacağım. Bu kaçınılmaz bir gerçek benim için.

Öncelikle içimde mesleğime duyduğum bitmeyen bir merak arzusu ve aşk var. Bu mesleği 5 yaşımda keşfettiğimden beri hâlâ tükenmedi, bu saatten sonra da tükeneceğini düşünmüyorum.

Bilgisayarın Mühendisi Olmak

Neden Bilgisayar Mühendisi olmak istediğimi tüm arkadaşlarıma anlatmışımdır, size de anlatayım.

Ben bir Ege’liyim ve bizim oraların adetleri gereği erkek çocuğu sünnet merasiminden önce şehri gezdikten sonra araçtan inmeden babadan bir şey ister. Abim bisiklet istemişti ve 95 yılında 4 yaşında iken, nereden duyduğuma dair bir fikrim yok bilgisayar istedim. O zamanlar atariler moda ve bir atarim var, fakat kuzenimde ise joistikli versiyonu mevcut. Bundan da isteyebilirdim, fakat ben bilgisayar istedim.

Babam eski bir otobüs şöförü, 70’li yıllarda taksicilik yapmış ve 80’li yıllardan 90 yılına kadarda otobüslerde direksiyon sallamış bir insan. Dört sefer Mekke, Medine görmüş, Arabistan’a hacı taşımış birisi. Fakat 90 yılında senelerce yine aynı mesleği yapmış büyükbabamın akciğer kanserinden dolayı vefatı üzerine “Bu sigarayı bir daha içmeyeceğim, bu otobüse de bir daha binmeyeceğim. Yeterki benim çocuklarım okusun ve bu garaj ortamlarına bulaşmasınlar.” deyip, hem sigarayı hemde yıllarını verdiği mesleğini bir anda bırakmış bir insan. Bence çok zor gerçeklenebilecek bir kararı bir çırpıda vermesi büyük bir başarı. Ardından merak saldığı elektronik ve bunun getirisi olarak o zamanlar yükselen cep telefonu trendi üzerine yine uzun yıllar cep telefonu tamirciliği yapmış birisi. Bana hâlâ düşününce yıllarca direksiyon sallamış birisinin elektronik gibi alakası olmayan bir meslekte başarılı olmuş olması garip geliyor. Sanırım içimdeki hiç bitmek tükenmek bilmeyen yeni şeyler öğrenme heyecanını babamdan almışım.

Basit Olan Şey Güzeldir

İyi geçen zaman içinde, ne büyük bir neşe, ne büyük bir acı, ne de büyük olan bir şey vardır. Yalnızca basit şeyler. Basit dokunabildiğiniz insanları da sevin.

Odönemlerde babamın takip ettiği dergiler vardı, cep telefonu için Mobimag, bilgisayar için PCnet gibi. Ve hatırlıyorum, tabiki sonradan okudum hep onları, evde valizlerin içerisinde Windows 95’e yeni başlıyorum adında ve bu tatta bir sürü kitap ve dergi vardı. Büyüdükçe taahhül ediyorum ki, ben onları karıştırırken birisi bana geldi dedi ki bu bilgisayar. Çünkü okuma yazma bilmeden resimlerine bakardım.

Herkesin annesi babası güzeldir ve benimkilerde öyle güzellermiş ki, benim bilgisayar isteğimden 5 ay sonra renksiz ekran Windows 3.1 işletim sistemli bir bilgisayarım oldu. Büyük ihtimalle içerisinde, bana göre çok kısıtlı imkanlarım vardı fakat başında yaptığım her şeyden inanılmaz zevk duyuyordum. O zamanlar, ben bu işin içerisinde olmalıyım diye düşündüm hep, bu bilgisayar denen şey benim her zaman hayatımda olmalı dedim. Şimdi bir uzvumdan farksız kendileri. Büyüdükçe de buna yönelik meslekleri keşfettim.

Tekrar Düşün

Parayla değil sonuçta.

Tabi, öyle yapacağım deyince olmuyor bu işler. Önce Ege Üniversitesi Fizik bölümüne gittim. Hâlâ neden gittiğimi kendime net bir şekilde açıklayamasamda, yalandan sebeplerim mevcut. Sonra güzel bir İzmir gününe uyandığımda “Ne yapıyorum ben ya?” gibi bir soru ile karşılaştım beynimde. İki gün sonra memleketime dönmüştüm ve hayalimin peşinde ekstra bir enerji ile koşmaya başladım. Sonrası malum, Bilgisayar Mühendisliği öğrencisiyim şimdi, 4. sınıf gibi fakat biraz karışık. Bir yerden sonra da fena karışıyor. Olmak için okumak gerekmeyen bir meslek türü, hatta okudukça bence köreldiğin bir meslek türü fakat bu düzende bir diplomaya ihtiyacım var sadece.

Kendin Ol, Kendin Kal!

Kendine ve isteklerine karşı dürüst ol.

Salt kendime ait bir insan olabilmek için, en sonunda içimdeki çocuğu öldürmeden kaçacağım…

Çünkü büyüdükçe fark ettim ki insanlar büyümeyi bilmiyor. İnsanlar büyüdükçe masumiyeti ve içindeki çocuğu öldürmeyi keşfediyor sadece, bence çokta bilinçli olmadan öldürüveriyorlar onları. Yeni şeylerin heyecanı kalmıyor içlerinde. Tüketiveriyorlar her şeyi. Oysa ki ne kadar güzel bir insanın hayatına dokunmak. Onunla bir şeyler paylaşmak.

0

Blog, Özdüşünüm
 

İlerlemenin sırrı, başlamaktan geçer. Başlamanın sırrı ise; tek bir seferde yapılması zor olan karmaşık işleri, üstesinden gelinebilir daha küçük işlere bölmekten…

Mark Twain

5 dakika …

…günde herhangi bir şeye başlamak için yeterli.

Hayatının hayallerini not almak adına oluşturacağın bir blog için.
Her zaman yazmak istediğin kitap fikrin için.
Öğrenmek istediğin müzik aleti için.
Yazmak istediğin oyun adına öğrenmen gereken programlama dili için.
Bundan daha fazla bir zamana ihtiyacın yok aslında.

Günde sadece 5 dakika bir şeylere sıfırdan başlamak için yeterli bir zaman.

Bir şeylere başlamak için işinden ayrılmana ya da okulunu bırakmana gerek yok. Atılana, kovulana, mezun olana kadar mücadele etmeye devam et o paralelde. (Zaten gerekli değil ise bir süre sonra o seni bırakacaktır.)

Bunun yerine sadece isteğine yönelik günde sadece 5 dakikanı ayır.

Ve sonra her geçen gün bu zamana 1 dakika ekle.

Hayatının geri kalanı için bunu yap.

Sonra ne mi olacak? Bir gün gelecek ve sadece zevk aldığın işle uğraştığını göreceksin. Ve kendini yetkinlik derecesinde geliştirmiş olarak.

Sadece önemsediğin şeyi yaparken bulacaksın kendini.

Sakın bir günde 1’den 100’e çıkmaya çalışma.

Önce 0’dan 1’i hedefle.

Sonra 1’den 2’yi…

En sonunda istediğin 100’e ulaşacaksın ve istediğin dereceyle.

[/md_text][/vc_column][/vc_row]
0

Blog, Özdüşünüm

 

“Tekrar düşün, belki yarın yaşıyor olabilmen, senin asla uçmayı denemeyi bırakmaman. Tekrar düşün, hayat, sorumluluk, arkadaşlar, problemler, aile, çözümler, hayal. Hiçbir şey imkansız değildir. Unutma, ben farklıyım o sandığın yanlış olanlardan.”

Henüz küçük bir çocukken şehir merkezine uzak bir ilköğretim okulunda bir mahalle arkadaşım ile satranç oynardık. Sanırım 10–11 yaşlarıma denk geliyor. Bu dönemlerden bu yana ise bende farklılık yaratan ve her zaman benimsemeye çalıştığım bir kuralı hatırlatan satranç taşları arasında favorim her zaman yabancıların Knight dediği ‘At’ oldu. Steve Jobs’ın Stanford Üniversitesinin mezunlarına yaptığı konuşmanın bir bölümü olan “Connecting The Dots/Noktaları Birleştirmek” bölümünü düşündüğümdeyse, evet, arkama baktığımda bu benimseyişin beni ben yapan noktalardan birisi olduğunu düşünüyorum.

 
Satranç Tahtasında Atın Hareketi

Satrançta at, diğer taşlara kıyasla engelleri aşabilen tek taştır. Diğerlerine göre eşsiz bir davranış ile hareket eder.
 Sadece kendi renginde hareket edebilen filden farklı olarak, at her hamlesinde istediği renge hareket edebilir. 
 At ile diğer taşların aksine her zaman doğrusal olmayan bir algı ile düşünmek zorundasınızdır. Diğer satranç taşları, satranç tahtası üzerinde doğrusal hareket ederek “mantıksal” algınıza yatkın hareketler sergiler. Sadece sembolik olarak “L” şeklinde hareket eden at orijinal ve şaşırtıcı sonuçlar doğuracak hamleler yapabilir.

Peki, ya biz bu hayatta nasıl at gibi olabiliriz?

Baştan şu konuda hemfikir olmalıyız ki, buna mecbur değilsiniz. Birçok insan gibi sizde kalabalığın bir parçası olabilir ve size ait rahat bölgenizde(comfort zone) takılabilirsiniz. Fakat eğer sizde kalabalığın arasından sıyrılmak ve at gibi olmak istiyorsanız o zaman bu yazıya devam edebilir ve üç maddede istediğiniz kişiye yaklaşmanız için bir ufuk oluşturabilirsiniz.


#Madde 1 : Kendini Bilmek

1. Benzersiz Olduğunu Fark Et

Başlangıç olarak şunu bilmelisin ki, sen gezegendeki tüm canlılardan zaten farklısın. Tabii ki bazı insanlar diğerlerine göre daha farklı, ama hepimiz yeryüzünde yaşamış/yaşayan herkesten eşsiz özellik ve deneyimlere sahibiz. Hiç kimse aynı beyne, düşünüş yapısına, reaksiyon verme yeteneğine sahip değil. O yüzden benzersiz olduğunu kabul et, fark et.

2. Özünü Bul ve Kendin Ol

Kendin olabilmen demek, zaten senin farklı olman demektir, o yüzden kendi özünü keşfederek, kendi benliğine ilerlemen önemli bir etken. Eğer kim olduğunu bilmiyorsan, evet haklısın, bu korkutucu ve zor bir süreç ama başarabilirsin. Şu sorularla başlayabilirsin, “Seni sen yapan şey ne?” , “Sen demek sana neyi çağrıştırıyor?” , “Etrafında kimse olmadığında kim oluyorsun?”

Yine unutmamak gerekir ki, tüm bunları yaparken kendini sevmen, kendinle barışık olmanda çok önemli. Eğer olduğun kişiden memnun değilsen, üzgünüm ki kaçınılmaz olarak başkası olmaya çalışacaksın. Belki başkalarını memnun edebilmek için, belkide en azından kendin için.

3. Kendinle Vakit Geçir

Günümüzde etrafımız sürekli ne yememiz gerektiğini, ne giymemiz gerektiğini, nasıl davranmamız gerektiğini, ne okumamız gerektiğini, ne izlememiz ve ne yapmamız gerektiğini bize söyleyen uyaranlarla dolu. Bunlar kimi zaman ekranlar, kimi zamansa çevremizdeki insanlar oluyor. Fakat kim olduğumuzun derinliklerine inmek için kendimizle vakit geçirmeye ihtiyacımız var. Bunun içinse her şeyle bağlantınızı kesin ve neye değer veriyorsanız ya da önemsiyorsanız onunla vakit geçirin. (Bunu siz belirleyin.)

4. Ne İstediğini Bul

Tüm bu farklı olma isteği sizi olmadık zamanlarda yoklayabilir ve sizi aslında istemediğiniz düşüncelere sevk edebilir. Belki sürekli vakit geçirdiğiniz arkadaşlarınız yanında kafanızın içerisinde bir ses “Neden buradayım ki?” diyebilir. Böyle durumlarda ciddi bir adım atmadan önce gerçekten sizi farklı kılacak bir şey olup olmadığını fark etmek zorundasınız.

Sizin algınızda normal ne bunu bulmalısınız. İnsanlarda size aynı gelen şeyler ne? Görünüşlerinde, davranışlarında, konuşmalarında ya da hayallerinde, size farklı gelmeyen şeyler ne? Çünkü farklı olma anlayışı da her kişiye göre değişken bir kavramdır.

5. Nasıl Farklı Olabileceğini Bul

Buraya kadar adımlarımız sağlamsa, sana göre “farklı” ne kesin olarak bulmuş olmalısın. Bir matematik dâhisi olmak istiyor olabilirsin ya da sadece pembe giyerek dans etmekte istiyor olabilirsin. Daha önce de dediğim gibi “farklı” olmak kavramını pek çok yolla gerçekleyebilirsin.


#Madde 2 : Eşsiz Özelliklerini Bulmak

1. Çevren Hakkında Notlar Al

Eğer bir Japon’san selamlaşırken eğilmek yerine el sallarsan bu farklı olacaktır, fakat Avrupa’da bu gayet normal bir davranıştır. “Farklı” senin kültüründe ve çevrende olmayandır. Çevreni üç kelimeyle tanımla ve bunların tam zıttının ne olduğunu düşün.

Mesela çevreni şöyle tanımlamış olabilirsin, yüzeysel, sert ve şaşırtıcı. Bir plastikten farklı olmak istersin herhalde? O yüzden daha derin düşünmeli ve görünüşe odaklanmamalısın.

Bunları belirledikten sonra, o normal olan çemberin dışına çık ve kendi çemberini oluştur.

2. Gözlem Yap

Etrafından sadece bir adım geride dur ve onları, olanları gözlemle. İnsanlar nasıl davranıyor? Birbirleri ile nasıl iletişim kuruyorlar (arkadaşları, yabancılar, kasiyer, sevgilisi)? Onlar hakkında yapabileceğin tahminleri yap. Nasıl giyiniyorlar?

Bu gözlemlere göre davranışlarında, giyiminde, kasiyerlerle konuşurken ufak farklılıklar yaratmaya başlayabilirsin.

3. Neyi Seviyorsan Onu Yap

Bazı şeyleri yaparken ya da kullanırken sadece toplum algısına kapılarak hareket ediyoruz. Kendimizi oyunun dışında tutarak bunu yapıyoruz. Fakat eğer eşsiz olmak istiyorsak neyi seviyorsak onu yapmalıyız, yani seni sen yapan şeyleri yapmalısın. Belki yemek yapmayı seviyorsundur, belki de alışveriş yapmayı, ama eğer bunu yaparken eğleniyorsan, bu sen oluyorsun demektir.

Kimin ne dediği ya da ne yaptığı hiç ama hiç önemli değil. Eğer şarkı söylemek istiyorsan söyle, hatta bir kareoke barda yaparak bunu taçlandır. Eğer marka bir çanta almak istiyorsan al. Eğer mutlu oluyorsan ve bundan eminsen, düşünmeden yap bunları ve kimin ne dediğini asla umursama.

4. Yeni Şeyler Dene

Doğamız gereği hep bir grup içerisinde yer alıyoruz. Dolayısıyla sürekli çevremizde zaten kabul edilmiş olan, yapılan şeyler ile uğraşıyor ya da vakit geçiriyoruz. Bunlar iyi şeyler olabilir fakat zaten diğerleri tarafından denenen, yapılan, kabul edilen kurallar/eylemler ile yaşarsan yeni şeyler düşünmek için daha fazla beynin olmayacaktır. Düşündükçe aslında aralarında sevmediklerini bulacak ve sevdiğin yeni şeyler ile uğraşmaktan zevk almaya başlayacaksın.

5. Çizgilerin Dışını Boya

Çok küçük yaşlarımızdan itibaren yer aldığımız toplum beynimizi pek çok algıyla yıkamakta. Giydiğimiz kıyafetler, yeme alışkanlıklarımız, okula gitmemiz, cinsiyetimizi savunmamız vb. İçinde bulunduğumuz kutunun dışına çıkmak ve bunları fark etmek gerçekten zor. Bu çizgilerin dışını boyamak gibi bir seçeneğimiz olduğunu fark etmekte.

Sadece düşün, bir dinozor kostümü giysen nasıl davranırdın? Kimse senin vücudunu ya da yüzünü görmeyecek, çünkü sen bir dinozor kostümü içerisindesin. Aniden odadaki şeyleri parçalamaya ve etrafa kükremeler yaymaya başlayabilirsin. Çünkü bunu yapabiliyorsun. Bunu gerçek hayatta da yapabilirsin, sadece yapmamayı seçiyorsun. Neden?

6. Absürt Ol

Dinozor örneğinde olduğu gibi metamorfik bir örneği kullanarak ya da eline boyalar alarak çizilmiş çizgilerin dışını boyayarak diğerlerinden ayrılamazsın. Eğer okulunda kulaklık takarak dans etmek istiyorsan bunu yap, çünkü yapabilirsin. Eğer bir kovboy şapkası ile dolaşmak istiyorsan, bunu satan en yakın mağazaya gidip satın alarak yarın onunla gezebilirsin. Bu yap demek değildir, yapabilirsin.

Eğer limitlerini zorlamak ve keşfetmek istiyorsan birçok yolun var, birini bul ve yap. Sırf diğer insanlar tarafından absürt görüneceğin düşüncesiyle, kendi benliğinden kaçma, absürt ol.


#Madde 3 : Eyleme Geçmek

1. Düşmanlarının Elini Sık

İnsanların beklentilerinin dışında farklı eylemler sergileyebilirsin. Bunun sana neler getireceğini gözlemleyebilirsin.

Tabii ki olabilecek en farklı yol herkesle dost olabilmektir. Kaç tane insan sayabilirsin ki tam anlamıyla herkesle dost olan? Sanırım pek fazla değil. Bu zor bir şey. Çevremizde ivmelenerek artan bir yargılama ve insanların doğrularını kabullenmeme hastalığı var. Bunun yerine her zaman dostça davran, dost olmaya meyilli olmasan bile.

2. Kendin İçin Giyin

Bizde iyi görünen giysileri belirlemek çevremizden alabileceğimiz geri dönüşler dolayısıyla çok kolay. Onların iyi dediği şeyleri belirlemek. Ve günümüzde tamamen bunu önlemek imkânsız olsa da modayı bir kafeterya gibi kullanıyoruz, ne istiyorsak alıyor ve hevesimiz geçince de onu bir kenara atıyoruz. Bunun yerine kendimiz için, bize huzur veren, bizi yansıttığını düşündüğümüz şeyleri tercih etmek iyi bir fikir olacaktır.

3. Rol Yapma

Yine günümüzde fark etmeden davranışlarımız içerisine yerleşmiş ve artık karakterimiz olmuş rollerimiz var. Neden geç kaldığınızı öğretmeninize açıklarken kullandığınız bahaneler gibi ya da arkadaşlarınızla oynadığınız bir oyunda yenildikten sonra mutsuz olsanızda mutlu görünmeye çalışmak gibi. Bunu yapmayı çok seviyoruz. Fakat eğer farklı olmak istiyorsan, bunu yapma, bundan şiddetle kaçın. Asla bunu hayatının bir parçası haline getirme ve başlama.

4. Düşüncelerini Gizleme

Rol yapma maddesinde olduğu gibi birçok insan ne söylemek istediğini gizliyor ya da açıkça söylemiyor. Çünkü bununla baş etmekten, birini incitmekten ya da utanç içerisine düşmekten korkuyoruz. Bazen büyüyü bozmamak, elde olanı kaybetmemek ya da anı yaşamak adına bu durumun düşüncesinin oluştuğu odadaki kocaman fili görmezden gelmeye çalışabilirsiniz. Ama yapmayın. Çünkü birisi o filden bir süre sonra bahsedecektir. İşte o bahseden insan olun.

5. İnsanları Etkilemeye Çalışma

Eğer fark etmedi iseniz, bu farklı olma tasarımında başkalarının düşünceleri hiç ama hiç önemli değil. O yüzden pek çok kişinin yaptığı gibi diğer insanları etkilemeye, onların algılarında bir konuma gelmeye çalışmayın. Genellikle fark edeceksiniz ki sizin onları etkilemeye çalışmadığınız zamanlar, onların en etkilendiği zamanlar olacak.

Aşk sizi, aramadığınız zaman bulacaktır. Yaklaşık olarak bunun gibi.

6. Dünyanın Zıtlıklarla Çalıştığını Unutma

Hiçbir şey gerçekten göründüğü gibi değildir. Birçok insan farklı olmayı deniyor fakat sonuç olarak herkes aynı oluyor. İnsanlarla konuşurken daha sessiz olmak demek, onları daha sesli duyabileceğiniz anlamına gelir. Bir erkek ya da kızı etkilemeye çalışmadığınız zaman onların size çekici gelmeye başlaması gibi. Yani farklı olmaya çalışmak size hiçbir şey getirmeyebilir.

Bir sincap kostümü giyerek (ya da bir dinozor kostümü) bara gitmek gerçekten değersiz bir farklılıktır. Kesinlikle “Hey! Bana bakın!” demektir, aynı mini etek ve yüksek topuklu ayakkabı giymek gibi. Peki gelecek sefere farklı ne olacak? Ne yapacağını düşündün mü? Tam tersi mi?

7. Toplumun Koca Kafalı Olduğunu Unutma

Toplum moda olmayan ya da kendi benimsemediği kuralları, davranışları kabul etmede maalesef ki o kadar da iyi değil. İnsanlar her zaman trend olan şeyi över ve sever. Tabii ki limitleri aşanlar, çizgilerin dışını boyayanlar da yok değil. Fakat bunlar dışındaki normal genel geçer insanlar, size kollarını açarak hoş geldin demeyebilir. Kendini buna hazırlamalısın.

“Eleştiriden kaçınmak için, hiçbir şey yapmayın, hiçbir şey söylemeyin, hiçbir şey olun. “
− Elbert Hubbard

Eleştirilere rağmen, eğer sen içinde bulunduğun kutunun dışına bir adım atabiliyorsan. Bunu iyi bir şey olarak görmelisin. Eleştiriler sayesinde bir şeyler yapabilirsin. Bir şeyleri fark edebilirsin. İnsanları farklı şeylere maruz bırakabilirsin.

Tüm bunları kendimde toparladığımdaysa sanırım hâlâ satranç konusunda kötüyüm, fakat hayatımın her gününde at gibi olmaya çalışıyorum.
 Sizde deneyimlerini bizimle altta bulunan yorum kısmı ile paylaşabilirsiniz. Belkide sizin için “farklı” daha farklıdır, neden olmasın?

0

Blog, Özdüşünüm
“İçine doldurulacak çok şey olduğu zaman, günün yüzlerce cebi vardır.”
− Friedrich Nietzsche

Bir şeyleri satın alırken ya da onların ücretlerini öderken, verdiğimiz şey her zaman para olarak görünür gözümüze, fakat fark etmediğimiz şey ise aslında zamanımızla bu ücreti karşıladığımızdır.

Örneklersek 30 TL’ye bir kazak aldığımızı varsayalım. Siz ise 2000 TL maaşa sahipsiniz ve bu maaşı kazanmak için 8–17 saatleri arasında 1 saati yemek molası olarak düşünürsek günde 8 saat, haftada 5 gün çalışmanız gerekmekte. Bir ayı 4 haftadan varsayarsak günde 100 TL, saatte de 12,5 TL kazandığınız anlamına gelir. Yani 30 TL’ye alacağınız kazak için 2,4 saat (144 dakika) çalışmanız gerekmekte. Aslında fark etti iseniz birileri sizin 144 dakikanıza ülkenizde tekabül eden kâğıtlar verdi ve siz bu kâğıtlarla kazağınızı 144 dakikaya satın aldınız.

Yani ömür dediğimiz yaşam süremizden ayırdığımız dakikalar ile hayatımızda olmasını istediğimiz ürünleri satın alıyor ya da hayatımızı devam ettirmek istediğimiz standartları belirliyoruz.

Bir iPhone için hayatınızın kaç dakikasını harcıyorsunuz?

Mademki zaman bu kadar değerli bir kavram, peki bu zamanı nasıl daha verimli kullanabiliriz?

Zaman yönetimi konusunda çeşitli teknikler bulunmakta ve bunlardan uzun zamandır kendi hayatımda uygulamaya çalıştığım bir tekniğin detaylarından bahsedeceğim. Bu tekniğin adı ise Pomodoro!

Tabiki unutmamak gerekir ki teknik/taktik vs. den ziyade kararlı olmanız çok önemli bir husus. Eğer inanarak ve kararlı bir şekilde işiniz doğrultusunda ilerleyemiyorsanız, zaten bir tekniği de işinize uyarlayamazsınız. Unutmamak gerek ki bu sadece bir zaman yönetim tekniğidir, size zamanınızı daha verimli kullanmanız için bir yol sunar. Ama bir zaman yönetim tekniği ile işinize karşı şevkinizi hep üst seviyede tutabilirsiniz.

Özellikle bu teknikte işinizi yutabileceğiniz lokmalara ayırmak birincil amaç. Dolayısıyla size dağ gibi gözüken bir şeyi adım adım ilerleterek daha kolay hale getirebilirsiniz.

Peki bu Pomodoro tekniği nasıl çalışır?

1. Tamamlamanız gereken bir görev seçin.
2. Zamanı gözlemleyebileceğiniz bir araca ihtiyacınız var. (Telefonun kronometresi ya da geri sayım sayacı bunun için gayet uygun.)
3. Görevinize başlarken zamanlayıcınızı 25 dakikaya ayarlayın ve bu 25 dakika boyunca sadece o an elinizdeki işe odaklanın.
4. 25 dakikalık süre bittiğinde ise işinizi tamamen bırakın ve 5 dakikalık bir mola verin. Bu 5 dakika içerisinde asla işinize davam etmeyin.
5. Her 4 Pomodoro zamanında 15–30 dakika arası bir uzun mola verin.
1 Pomodoro = 25 dakika iş + 5 dakika mola

Örnekleyecek olursak, elinizde yapmayı planladığınız bir iş olsun. Bu bir sınav çalışması olabilir, yazmak istediğiniz bir yazı olabilir, tamamlamanız gereken bir tasarım ya da yazılım olabilir. Tamamen bambaşka yapmanız gereken bir işte olabilir. Önce bu işi yaklaşık olarak kaç dakikada yapacağınızı tahmin etmeniz gerek. Tamamlamanız gereken tasarımı 3 saatte yapabileceğinizi mi öngörüyorsunuz mesela? Ya da sınav için elinizde 10 adet önceki senelerde çıkmış sorular var ve 2 tanesini 1 saatte mi bitirebilirim diyorsunuz? Pomodoro tekniğinde süreyi tahmin etmek önemli bir etken. Bu süreyi belirlerken geçmişte yapmış olduğunuz benzer işlerdeki süre deneyimlerinizi kullanabilirsiniz. Zaten bu tekniği kullandıkça, zamanla tahmin mekanizmanız gelişecektir.

Örneğin elimizdeki iş için bu süreyi 3 saat olarak düşünelim. Sonrasında ise elimizdeki zamanı Pomodoro birimine dönüştürmemiz gerekmekte.

180 dk = (30+30+30+30+30+30) dk = 6 Pomodoro

Günlük hayatta yaptığımız işlerden örnek vermek gerekirse;

  • – Sınavına gireceğim derse ait çalışmam gereken 100 sayfa kitabı 4 saatte bitirebilirim. (8p)
  • – İş arkadaşıma yapması gereken görevi anlatan bir mail yazacağım. (1p)
  • – Bloguma yeni bir yazı ekleyeceğim, konuyu araştırmam(2p) ve yazıyı yazmam(1p) gerekli. (3p)
  • – Sunumum için araştırma yapmam(4p) ve slayt hazırlamam(2p) gerekli. (6p)

Bu tekniği elimden geldiğince tasarımlarımı oluştururken kullanıyorum. Genelde bir tasarımı oluştururken daha önce bu tarzda yapılmış tasarımları incelemem(3p), yapacağım tasarımlara uygun ekipmanlar ya da görseller bulmam(2p), sorasında ise uygulamam gerekiyor(1p). Yani bana genelde bu iş 6 Pomodoro’ya patlıyor. Tabiki bu işe göre değişken bir durum. Bazen bu süreler artabiliyor ya da azalabiliyor. Zaman içerisinde benzer işleri yaptıkça aslında tüm iş için kaç Pomodoro’ya ihtiyacınız olduğunu tahmin edebiliyorsunuz. En önemlisi artık önünüzde kaç Pomodoro’nuz var ise gününüzü ona göre ayarlayabiliyor, işin stresini de en aza indirebiliyorsunuz.

Pomodoro’nun sadece bir metafor olduğunu düşünürsek 1 Pomodoro zamanını kendinize göre düzenleyebilirsiniz. (45+10 dk gibi) Fakat unutmamak gerekir ki kabul edilmiş olan Pomodoro zamanı sizin psikolojik çalışma ritminizdir. Bu süreci belirledikten sonra sizin için sabit kalmalı ve değiştirmemelisiniz.

Tablonun bütününe baktığınızdaysa gün içerisinde kaç Pomodoro harcadığınızı not alarak verimliliğinizi ölçebilirsiniz. Günde 8–16 arası Pomodoro tamamlamak, molalar dahil 8 saat çalışma süresine denk geldiği için ideal sayılmakta.

Peki Pomodoro’nuz bölünürse ne yapmalısınız?

Eğer çalışmanızı bölen şey bir dış etkense (Telefonun çalması, bilgisayarınızın şarjının bitmesi vs.) Pomodoro’larınızı not aldığınız kağıdınızda o Pomodoro zamanınızın yanına bir işaret koyun. Eğer sebep sizden kaynaklanan bir şeyse (Rahatsızlanmanız, birine bir şey sormanızı gerekmesi vs.) yine not kağıdınızda o seansa farklı bir işaret koyun.

Her haftanın bitiminde ise bu kağıda bakarak seanslarınızdaki bölünmeleri ve sebeplerini inceleyin ve bir sonraki haftalarda bu bölünmeleri nasıl minimize edebileceğinizi düşünerek gerekli iyileştirmeleri yapın.

Ayrıca her haftanın bitiminde not kağıdınızı incelerken Pomodoro’larınızın fazla yorucu geçtiğini düşünüyorsanız biraz daha planlarınızı yayın. Mesela günlük Pomodoro sayınızı azaltmak gibi. Eğer daha fazlasını yapabileceğinizi düşünüyorsanız da günlük Pomodoro sayınızı arttırabilirsiniz.


Son olarak tüm bu süreçleri kağıt üzerinde tutmak yerine telefonuzda bir uygulama aracılığıyla ya da bu teknik için hazırlanmış web siteleri yardımıyla takip edebilirsiniz.

Lanes : Bu internet sitesi aracılığıyla yapılacaklar sitesi hazırlayabilir ve haftalık planlar üretebilirsiniz. Ayrıca Pomodoro zamanlayıcısı da içeriyor ve böylece çalışmalarınızı kolaylıkla takip edebilirsiniz.

Pomotodo : Hem Android hemde iOS platformu için hazırlanmış bu uygulama da yine Pomodoro tekniğine özel hazırlanmış.

Coldturkey : Her şey tamam fakat ben çalışırken Facebook, Twitter gibi sitelere gözüm kayar, verimli çalışmak bu şekilde çok zor oluyor diyorsanız, bu uygulama belli bir süre boyunca internet sitelerini engelliyor ve çalışmanızın bölünmemesini sağlıyor.

İnternet üzerinde bunlara özel pek çok web sitesi ve uygulama mevcut. Google aracılığıyla size daha uygun olanlarını bulmanızda mümkün.


Özetle sizde Pomodoro yöntemini ders çalışırken, kitap okurken, işlerinizi yaparken ya da atomu parçalarken kullanabilir ve zamanınızın ne kadar verimli geçtiğini gözlemleyebilirsiniz.

Benim Pomodoro Tekniği hakkında aktaracaklarım bu kadar, sizde eklemek istediğiniz şeyler için bana web sitem üzerinden ulaşabilir ya da altta bulunan yorum kısmı ile yazıyı geliştirmemizi sağlayabilirsiniz. Ayrıca mümkünse bu tekniğe başladıktan sonra deneyimlerinizi aktarabilirsiniz.

 

 

 

 

0

Blog, Özdüşünüm

 

“Bana yalan söylediğin için üzgün değilim, artık sana inanamayacağım için üzgünüm.”

− Friedrich Nietzsche

Araştırmalar göstermektedir ki neredeyse birçok insan kabaca her 10 dakikalık konuşmasında iki ya da üç kez yalan söyler. Fakat onları bu sıklıkta bile yakalamanız zordur. California Üniversitesinden bir grup araştırmacı 253 araştırmanın sonucunu analiz ettikten sonra şunu buldular. Biz sadece söylenen yalanların yarısını fark edebiliriz. Diğer bir deyişle bir yazı tura atışındaki ihtimalimiz kadar.


Ve işin korkutucu tarafı ise bunu söyleyen kişiler yalanları fark etme konusunda eğitilmiş kişiler. Yargıçlar, gümrük memurları, kanun koyucular ve hatta CIA ajanları. Ve daha başarılı değiller. Sadece yalanların maksimum %60’ını yakalayabiliyorlar.

Biz ise birisini yalan söylerken yakaladığımızda, bu yüksek ihtimalle kuyruklu bir yalan olduğu için yakalayabiliyoruz. Bu yalan türündeki başarısızlık, olmayan bir olayı ya da durumu yaratmanın zorluğundan kaynaklanmakta. Yalan söyleme anında bunu söyleyen kişiye konu hakkında atacağınız ufak bir kanca ile bu yalanı yakalamanız inanılmaz kolaylaşıyor.

Peki, bu can sıkıcı yalan konusunda paranoyak ya da suçlayıcı bir tavırda gözükmek istemiyorsan sen ne yapmalısın? Eğer yalan tanıma konusunda başarılı değilseniz, çok fazla şüphecilik sağlıklı bir yol değil, küçük bir doz daha iyi bir alternatif.

Soru her zaman şuna dönüşmeli, bir yalan ile ne yaparsınız? Eğer birinin size yalan söylediğini düşünüyorsanız, bunu onun yüzüne vuracak mısınız? Üzerine mi gideceksiniz? Ya da onu kendi haline mi bırakacaksınız?

Uygulayabileceğiniz birçok seçenek mevcut, doğru olan, doğru kombinasyona sahip olan her şey oluşan duruma bağlı.

 
Cake is a Lie!

Öncelikle kuralları anladığımızdan emin olalım.Bir durumu uygulamaya karar vermeden önce mutlaka yakın tarihi, karşınızdaki kişinin önceki tutumlarını ve bunun bir alışkanlık olup olmadığını düşünün. Eğer bu durumu yüzüne vurmayı düşünüyorsanız, yalancı konumundaki kişinin ne gibi tepkiler verebileceğini aklınızda bulundurun, çünkü durum siz yönünde geri de tepebilir.


Şimdi sırayla seçeneklerimize geçelim;

Seçenek #1: Hiçbir şey yapmayın. Kimse yalan söylemeyi sevmez ve doğal tepki yalancının üzerine gitmektir fakat bu her zaman en zekice yol olmayabilir. Bir şeyler yapmadan önce kendinize sorun, “Ego dışında kazanacağım şey ne olacak?” Eyleme geçmeden önce dikkatlice bu sorunun artılarını ve eksilerini düşünün. Eğer bu kişinin arkadaş çevrenizce böyle bir ithamla bilinmesi sonucunda meydana gelebilecek değişimlerden emin değilseniz, bunları düşünün. Bazen sessiz kalarak bir durumu fark ettirmek birçok sözden daha değerli bir yoldur. Ve düşman kazanmayı kimse istemez? Ayrıca bu yalan diğer insanların fark etmesini gerektirecek kadar değerli bir yalan mı? Bunu da düşünün.

Seçenek #2: Mizahi yaklaşın. Bazı yalanlar onu yok sayamayacağınız kadar büyük olabilir ya da baş edebileceğiniz kadar küçük olmayabilir. Bu durumda sık sık o konu hakkında şaka yapabilirsiniz. Alaycı yorumlar yalanı itiraf ettirebilmeniz için hileli bir yoldur. Örneğin ona burnunun biraz uzadığını gördüğünüzü söyleyebilirsiniz. Bu strateji, yalancıya size korkusuzca yalanını itiraf etmesi için bir şans yaratıldığını düşündürtecektir.

Seçenek #3: Aptala yatın. Birinin yalan sonrasında, durumu kurtarmasını istiyorsanız aptala yatmak mantıklı bir çözümdür ve genellikle grup şeklindeki durumlarda kullanılabilinen bir yöntemdir. Konuşma esnasında düşünmeden konuştuğumuzda gerçekler hakkında biraz kafamız karışabilir ve ağzımızdan doğru olmadığını bildiğimiz şeyler çıkabilir. Eğer bu durumu oluşturan, karşınızdaki kişinin doğruyu söylemesini istiyorsanız bolca konuşma örgüsünü takip eden sorular sorun. Daha fazla detay isteyin, zaten çok geçmeden doğrular dökülmeye başlayacaktır. Bu durum yalan söyleyen kişiye grup içerisinde yadırganmadan, yanlış hatırladığını itiraf ederek, üzgün olduğunu söyleme imkânı verir.

Seçenek #4: Üzerine gidin. Eğer durum hiçbir şey yapmayın seçeneğine uygun değilse yalancının üzerine gitmek mantıklı bir yol olabilir. Sadece bu durumun gerçekten en iyi seçenek olduğundan emin olmalısınız. Ve düşüncesizce saldırgan tavırlarla yüklenmenizin akıllıca bir seçenek olmadığını unutmayın. Örneğin yalan söyleyen kişiye onunla özel ya da bu yalandan etkilenen diğer kişiler ile birlikte konuşmak istediğinizi söyleyebilirsiniz. Her iki durumda da iddianız hakkında elinizde kanıt bulunmalı ya da yalan söyleyen kişiye bunu itiraf ettirmelisiniz. Ve mutlaka yalan söylediğini düşündüğünüz kişiye karşı dürüst olmalısınız. Tek başına halledebileceğiniz bir konuşma ise bu durum, diğerleri ile gitmemeniz de önemli bir unsur.

Bir seçenek olmamakla birlikte: Kendinizi koruyun. Eğer bir yalanın peşine düştüyseniz ya da bu durumu oluruna bıraktıysanız şunu bilmelisiniz ki bir yalancı ile uğraşıyorsunuz. Kendinizi korumaya almak için adımlar atmış olmanız önemli. Bunu yapmanın bir yolu duruma tanık ve yalancının söylediklerini kanıtlayabilecek birisini bulundurmak. Eğer bu işe yaramaz ise yalancı ile etkileşim kurduğunuz email, sms gibi yazılı kayıtları saklamak ya da bunu sır olarak saklamak konusunda bir yazı almak. Eğer yalancı kişiye bu denli anlayışla yaklaşıyor fakat hiçbir taahhüt alamıyor isek durumu kendiniz yazıya dökün, ne, kim, nerede, ne zaman vb. ve ardından bu kişiye bu durumu özetleyen bir mail, sms vs. gönderin. Tabiki de başka bir kişinin sözleri ile durumu kanıtlamak kadar değerli bir yol olmayacaktır fakat en azından elinizde duruma dair düşünceleri ve durumun özetini içeren bir belge ile bulunacaksınız.

Özetle, bazı insanlar kendisini iyi göstermek ya da korumak için nadiren yalan söylerler. Diğerleri ise bu konuda uzmandırlar. Tüm kariyerlerini ve ilişkilerini bununla elde etmişlerdir, artık bununla yaşamayı ve yakalanmadan bu durumdan kurtulmayı öğrenmiş kişilerdir. O yüzden tüm durumlara yönelik tek bir çözüm yoktur. En iyi şey tüm durumları dikkatlice düşünmek ve seçenekleri gözden geçirmektir. Eyleme geçmeden önce tüm artı ve eksileri birleştirmektir.

Peki ya sen bir yalancı ile nasıl başa çıkarsın? Lütfen sizde düşüncelerinizi yorum bölümünden paylaşın, bendekiler bu kadar, belki benimde senden öğrenecek şeylerim vardır. Daha fazlası içinse blogumu takip etmeyi lütfen unutma.

 

 

 

2

Blog, Özdüşünüm

 

“Kendini bir bok sanmazsan, kaybedecek bir şeyin de olmuyor!”

− Tunç Kılınç

Size kocaman yeni bir macera. “Sıfır” dan başlayan, başlatan bir macera. Aslında her şeyin kafada oluştuğunu ve kafada bittiğini yüzünüze vura vura anlatan bir roman, hikaye, düşünce yumağı. Hayatı, hayatını, hayatımızı cümlelere dökerek bize yol gösteren ufak bir başlangıç noktası sadece.

 

Seni, beni aslında bizi anlatıyor, üstelik gördüğümüz şeyleri görmediğimiz gibi resmederek. Gerçekten gözünüzün önünde canlanan ütopik bir dünyayı hissediyor ve “Peponi” nin derinliklerine sürükleniyorsunuz.

Burada kimlerle mi birlikte oluyorsunuz? PatchEinsteinSteveBenjamin, midyeli kız, Erhan, Bilge, AndyTheoRandyRichard ve Cemal. Kimisi kurgu kimisi ise sen ya da ben. Tanımıyor musun isimlerini? Sor be kardeşim diyor. Sor Google’a. Asıl sorduğu soru ise şimdi Adam Patch yanımda olsa ona ne sorardım, ondan daha öğrenmem gereken neler var ya da insanlar onlardan neyi öğrenemedi.

Daha yazamadığı onlarca güzel insan olduğu o kadar belli ki, bazı satır aralarına Fight Club‘tan Tyler Durden, bazılarına Matrix‘ten Ajan Smith, bazılarınaysa V For Vendetta sıkışıveriyor. Çünkü paylaşmak istediği bir çok şeyi duysun istiyor insanlar. Bu insanlar boşuna bağırmadı diyor.

Hep böyle değil tabi, senin benim hikayelerimizde var. Cemal, Erhan biziz mesela.

Ali sürekli kendine sorular sorsa da, sana da diyor, “sor be kardeşim bunları, sor kendine.” Ölüm çok yakında olabilir, ona göre yaşa, iyi insan olmak nedir lütfen öğren, dene ve kayıplarından zaferler çıkartmayı bil diyor. Hepimizin deli olduğunu, aslında deli algısının farklı olmak, farklı düşünmek olduğunu söylüyor.

Faili Meçhul Kıyak yap mesela diyor, sırf sana verebileceği heyecanı, zevki görmek için iyilik yap diyor. İnsanlara bunu aşıla diye bağırıyor.

Bekleme, beklersen üzülürsün, harekete geç ve sokağa çık, insanları serbest bırakarak sevmesini de öğrenmeyi unutma diyor.

Bedava olan her şey güzeldir, onları severek tüket. Bedava ya, hayal kur, bolca olsun, mutlaka biri gerçek olur.

İnsanlara da çok takılma, insan okşayan eldense tekmeleyen ayağı daha çok sever, sen deli ol, farklı düşün.

Her şeyden önce kendin ol, başkalarının istediği değil, sırf canın istiyor diye “Günaydın, sizi seviyorum, harika bir gün geçirin.” diyebil mesela. Mutlu olmak istiyorsan, mutluluğu hak etmelisin, bunun için çabala. Çünkü bazı şeyleri satın alamazsın.

Uzun lafın kısası Kido ile konuşmayı asla bırakma. Çünkü içindeki çocuk ölürse, sende yaşayan bir ceset olursun.

Sağlığa, Özgürlüğe, Sevebilmeye, Hayallere, ve Bu zamana!

“Sıfır” kitabı kocaman bir hayatın nasıl resetlendiğini anlattı bana. Sana neler anlattı, yorumlarda senin hikayende görüşmek üzere.

Bu yazı ilk olarak anymaa.com‘da yayınlanmıştır.

 
 

 

0